Birkaç film,birkaç müzik ve ayak uzatmaca !

Birkaç gündür seri halde film izlemeye kaptırdım kendimi (aslında bu cümle ile tatilde olduğumu vurgulamak istiyorum ! ihihihi :) ) . Neler neler izledim de utandım kendimden. Bunca zamandır bir köşeye atıp sonra izlerim diye beklettiğim filmler güzellikleri ile azarladılar beni.


Gerçi burada utanması gereken kişiler varsa benim sevgili bölümümün yönetmeliğini oluşturan zihniyetlerdir. Aynı güne birden çok sınav, art arda sınavları bir haftaya sıralarsan öğrenci milleti kültürsüz de olur , haberleri de takip edemez , burnunu bile dışarı çıkaramaz.(yine başladım sinirlenmeye , neyse tatildeyim fazla yüklenmeyeceğim) .

İlk olarak "Babel" filmine değinelim.Brad Pitt ile Cate Blanchett'in başarılı performanları ile daha da ilgi çekici hale gelen film birbirinden farklı hayatların birbirlerine dokunuşlarını konu alıyor.Alejendro Gonzâles Innaritu'yu yönetmen olarak "Amerros Perros" filminden hatırlayanlar varsa eğer , mutlaka bu filmi de izlemek isteyecektir diye düşünmeden edemiyorum.

"Blood Diamond" filmi ise Afrika'da ( Sierra Leone , Angola ve Liberya ) elmas madenlerinin
hakimiyeti için birbiri ile mücadele içinde olan yerel milisler ve devlet güçlerinin elmas ticaretinde kontrole sahip olmak adına halka ne kadar zulüm edilebileceğini gözler önüne seriyor.Tabi ki bu iç çatışmaya "para akışında rol oynayan büyük firmalar"ın katkısından (!) bahsetmeme gerek yok herhalde... Bunların dışında ayrıca Leanardo Di Caprio'u Afrika aksanı İngilizce konuşurken görmek de güzeldi :) Yüzük parmağına kondurulan , pırıl pırıl parlaması ile bayanların gözlerini kamaştıran elmasların kanlı bir pazardan çıkış macerası ilgi çekici olsa gerek.


Neyse asosyal hayata veda ettik ve her türlü kaynağı değerlendirme çabası içindeyiz. Aç kurtlar misali o aktiviteden bu aktiviteye koşma potansiyelimiz mevcut.Tatili de bu şelikde değerlendiriyoruz. Haberlere bak , kuzenlerle ilgilen , film izle , müzik dinle , ayak uzat vs. vs. Ama sakın ders kitaplarına bakma :):) Her türlü ders içerikli materyalden uzak dur. Tatilin keyfini çıkar...

Birkaç film ve birkaç müzik dedik.... Müzik sözümde de duruyorum ve aşağıdaki videoya yönlendiriyorum.

Nelly Furtado ve Michael Bubble "Tell me quando" !
Fergie bu şarkıyı 2009 yapımı Penelope Cruz , Ncole Kidman ve Kate Hudson'un rol aldığı "Nine" müzikali için tekrar yorumlamış. O halini de dinlemenizi tavsiye ederim.



************************
Bir başka sevdiğim parça :)




Herkese sevgiler , saygılar efendim ...


2010 ve ben

koskoca bir yılı arkada bıraktım.365 gün 6 saat'lik bir dilimi daha "anı"lar sepetine koydum.Biraz geç kalmış bir yazı da olsa yazmak istedim yılın ilk zamanları ve kendimle ilgili.Yazmak gerekiyor bazen , içindekileri bir yerlere dökmek gerekiyor ki gerçeklik daha iyi kavranabilsin...

İlginç ve bir o kadar yenilikle dolu bir sene geride kaldı işte , saydık 10'dan geriye , havaifişekler arasında gökyüzüne saldık dileklerimizi, yeni yılın tadına bıraktık...

Az da olsa merak etmedik mi yeni yılımızı ?? Ben ettim , hala da bunun üzerine düşünüyorum. Hayatıma yeni planlar sokmaya çalışıyorum , daha düzenli olmaya söz veriyorum , daha enerjik olmaya çalışmak istiyorum . Kısacası çok şey bekliyorum yeni günlerden kendim adına.en ilginci ise hala 3. sınıf olduğuma inanamıyorum.Yani hani bu yıllar yavaş geçecekti ?? yalan , yalan... Her sene sanki daha hızlı geçiyormuş gibi hissediyorum. Zaman kavramım değişiyor ya da ben şu an final haftamdan çıkmış olduğum için saçmalamanın doruklarında geziniyorum.



Fakat belirtmek isterim ki öğlene kadar uyumaları , geç saatlere kadar uyuşuk ve mayışmış şekilde film , dizi izlemeleri , kendimi şımartmayı , amaçsızca dolaşmayı hak ettim :) dersler olanca ağırlığıyla omuzlarımda nöbet tutup , her türlü bel- boyun - sırt ağrısına sebep oldularsa da bu savaştan galip çıktım , gururluyum ! :D ( tek sıkıntım okulumun hobi olsun diye koyduğu "ismi lazım değil bir ders"ten final ödevimin olması ve teslim tarihinden önce bir şeylere göz atmam gerektiği ... gerçi biz Türk milleti "yumurta kapıya sıkışınca" mantığı ile çalışan beynimizi kontrol altına alamıyoruz ama neyse .. hadi bakalım hayırlısı diyor , bu parantezi de burada kapatıyorum )


2010 ve ben dedim ya sanki 2010'daki beni tarif edecekmişim , hedeflerimi sıralayacakmışım gibi oldu sanki .. Ama kesinlikle böyle bir niyetim yoktu ! Tek niyetim bundan sonra pek bir plan ve istekte bulunmamak. İnsanoğlu eyaletinin bilmem kaç milyonuncu vatandaşı olarak bu söylediğime pek bir inanmasanız da gerçekten niyetim bu ...

Başka konulara geçelim :)
Az önce bir pazar keyfi yaptık ..
Kendi çapımızda kurduğumuz ( aslında çok zengin olan :) ) kahvaltı soframız , pazar sohbeti , pazar miskinliği , dinlenme isteği eşliğinde devam etmekte . Bir huzur hakim odamıza ... Derin bir sessizlik ama mutlu !
Şimdi ise kendimi biraz film izlemeye adayacağım :) Ne zamandır ertelenen film izlemelerimden ilkini dün gece CoCo Avant Chanel ile nokta koydum. Gayet keyifli bir filmdi .Zaten bu tarz biyografik öğeler içeren filmleri daha dikkatli izliyorum. Gabrielle Coco Chanel 'in zorlu hayatını sinema perdesine aktaran film moda dünyasındaki köklü değişimin (o kabarık etekler ve belleri koparacakmış gibi duran korselerden çıkan modern kadının zerafeti Coco'nun sade ve şık tasarımlarında nasıl bulduğunu , kalıpların nasıl kırılabileceğini göstermiştir kendileri ) bir örneği (bilmiyorum başka örnek var mı ? :) ) .

Ayrıca Audrey Tatou'nun gerek sima olarak Gabrielle Coco Chanel'e olan benzerliği gerekse başarlı oyunculuğu dolayısıyla çok iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum.Böylelikle bir filmi daha tavsiye ederek bu yazıma burada nokta koyuyorum.

Ama müziksiz olmaz :)

Elvis Costello - "she"





She
 may be the face I can't forget
  The trace of pleasure or regret
  Maybe my treasure or the price I have to pay 
She,
 may be the song that summer sings
  May be the chill that autumn brings 
 May be a hundred different things 
 Within the measure of a day
.
.
.


Herkese iyi pazarlar !




Mimlenmişim :) 2010'dan beklentilerim !

Sevgili Daqueen beni mimlemiş ve 2010 istekleri ile alakalı soruyu bana paslamış , teşekkür ederim :)

2010 'dan beklentilerimi ise daha önce hiç düşünmediğimi yüzüme çarpmış oldu bu mim. Genellikle onnn , dokuuuuz, sekiiiiiz , yediiii , .... ,biiiir , sıfıııııır derken geçmiş yılı düşünürdüm ben. Bu düşüncenin sonu ise daha çok kendime iyi bir yıl dilemekle sonlanırdı.

Ama bu sefer son saniyelere sığdırılmış bir beklenti olmayacak , hadi bakalım bu cherryblossomgirl ne istermiş koskoca 365 günlük 2010 'dan :)
azcıcık 2010 öncesine gideyim ; 2010 'a güzel bir şekilde girmek istiyorum :) bu da sayılır değil mi ? Çünkü nedense ben yeni yıla giriş aşamasında nasıl olursan bunun o yıla yansıyacağını düşünenlerdenim. biraz batıl bir düşünce ama olsun :)

Hatttaaaa itiraf ediyorum çoook küçükken ( vallahi çok küçüktüm ve lise giriş sınavlarına hazırlanıyordum ) sanırım 2004 'e girerken ders çalışarak girmiştim , soru falan çözüyordum . o zamanlar hırslıydım tabi :D ihihihi :) çok komik geliyor şimdi ...

* öncelikle klasik beklentilerimizden başlamak istiyorum ; sevdiklerime sağlık ve mutluluk diliyorum ve yanımda olsunlar beraber mutlu mesut bir yıl geçirelim istiyorum. Hatta çok enerjik bir yıl olsun :)

* 2010 bana sıkıntı vermesin istiyoruuum. ( amma da genel isteklerim var yahu ! )

* kendim için ise başarılı bir yıl diliyorum , hiç alttan dersim kalmasın istiyorum ( bir öğrenci daha ne isteyebilir ki )

* Bİr diğer isteğim ise isteğim ise kendime güzel bir yaz dönemi !( 2009 yazım biraz sıkıntılı geçti her ne kadar son günlerde dinlenme fırsatım olsa da okulumu özleyebilecek kadar vakti tatilde geçirmedim ). Bazı planlarım var yaz ile ilgili bu planlarımın , tıkır tıkır , hiç sorun yaşanmadan hallolmasını istiyorummm ! :)

* bir de dünya adına istediklerim var ; ( imkansız da olsalar bekliyorum ) , huzur diliyorum dünya adına , sömürgeci zihniyetlerden uzak bir dünya diliyorum . Her ne kadar ucu bana dokunmayacak gibi gözükse de pek yakında bu tarz temennilerde bulunacağımızı düşünen biri olarak huzursuz günlerimizin uzak olmasını diliyorum.

* Noel baba ' dan ise benim de yanıma geçerken şöye bir uğramasını istiyorum , ona 20 yıllık söyleyeceklerim var içimde biriktirdiğim :D ne yani benim şöminem yok diye üstünde de bir çorap asılı değil diye bana uğramaması haksızlık değil mi ??? :D

ve şimdiden herkese mutlu yıllar
benim de paslamam gerekiyor şimdi bu mim'i
sevgili ,
-- Marsmellow
-- Bucanni
2010'dan beklentileriniz nedir?

Avatar Filmi


Perşembe gecesi sinemada "Avatar " filmini izleme şansını buldum. 3 saat süren filmden "vay be ! " diyerek çıktım. Tabi ki bu tepkim filmi dijital 3D olarak izlemiş olmamdan da kaynaklanıyordu. Bu 3D benim gibiler için komik duruma düşürülmeye programlı gibi . Vallahi bir ok atıyorlar burnumun dibinde görünce tırsıyorum , kafamı eğiyorum falan ....Ama yeni dünyada ekiple birlikte yolculuğa çıktık filmin ilk yarısında , börtü böceğe hayran olduk , doğa anayı sevdik 3D ile ... kesinlikle bu teknoloji izleyicileri film ile daha bir bütünleştiriyor.

Dikkat yazının bu kısmı film ile bilgi içerecektir , eğer henüz filmi izlemediyseniz bu kısmı es geçiniz :)

İnsanlar tarafından "Yeni bir dünya" olarak görülen Pandora gezegeninde yaşamakta olan yerli halk Na'vi 'lerin yerleşim halinde bulundukları bölgede kilogramının milyonlarla değer biçildiği bir maddeyi çıkarabilmek niyeti olan biz insanların 2100'lü yıllarda bu gezegene yaptıkları istilayı konu alan film bence sinemaya bu dönemde bir soluk getirdi. Jake Sully adlı baş kahramanımızın sakat olması fakat bu Pandora gezegeninde kullandığı "avatar" ı sayesinden bir daldan ötekisine hoplayıp zıpladığı , gerçek hayatından son derece uzaklaştığı filmde bu dramın yer alması bence çok yerinde olmuş.Kısacası filmi çok başarılı buldum.

Üstelik bu filmi izledikten sonra bana çizgi filmler vs. yavan gelecek diye bu tür animasyonları izlemeyi bir süreliğine planlamıyorum :)

Yönetmenliğini Titanic filmi ile kalbimize taht kurmuş James Cameron üstlenmekteler ve bu ekibin yarattığı dünyaya hayran kalmaktayız. İnanılmaz ince detaylarla bezenmiş Pandora'da yaşıyor olmayı bile dileyebilirsiniz ( şahsen ben isterdim ) . Etwa diye seslendikleri doğa ana , na'vi 'lerin doğa ile olan uyumları ve bu doğaya taparcasına saygı göstermeleri bence çok güzeldi ( nedense bu tür öğelerde pagan kültürünün ve kızılderililiğin etkisini hissettim ama neyse çok da önemli değil ). Bir de şu saçlarının ucundaki tüyümsü şeylerle sahip oldukları hayvanlarla bütünleşip iletişime geçmeleri vardı ki ben buna hayran oldum , bu bakımdan çok iyi bir kurgu olduğunu düşünüyorum.

Milliyet'te okuduğum bir habere göre ise yerli halkın dilini Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden Prof. Paul Frommer oluşturmuş , bu dili oluştururken Güney Afrika'nın yerel Zosa dilindeki gibi egzotik sesleri de kullanmış.

Filmin kalite çıtasını yükselten unsur ise uzun uğraşlar sonucu ( filmin yapımı yaklaşık olarak 14 yıl sürmüş -vallahi ben google'ın yalancısıyım- ) ortaya çıkmış bir proje olması..

Fimin IMDB puanı ise şimdilik 6.632 oy ile 8.7 .

hala izlemekte tereddüte düşenler varsa bir başka arkadaşınızın size filmi aktarma tehlikesine karşı hemen gidip izleyin derim :)


Bin Muhteşem Güneş ( Khaled Hosseini )


Taze bitirdiğim Khaled Hosseini kitabı hakkında birkaç kelamda bulunmak istiyorum.Daha yakın bir tarihte yazarın uçurtma avcısı kitabının sinemaya uyarlamasını izleyen bir kişilik olarak şu günlerde Afgan halkı adına pek çok bildiğimi belirtmeliyim. Üstelik bu sefer yazar önceki kitabında olduğu gibi değil tarihsel gelişime ve sürece daha fazla eğilmiş durumda. dolayısıyla elde olmadan bir bakmışsınızı gözünüzün önünde bir Afganistan haritası , halklar ve yaşamlar hakkında konuşabilecek duruma gelmişsiniz. Eğer dikkatle okursanız kimlikler ve halklar arasındaki bağlantıyı mutlaka kaçırmayacaksınız , kendiniz ve ülkeniz adına pek çok şey görebileceksiniz...

Yazar bu kitapta da köklerine iniyor ve birbirinden farklı iki kadını romanında buluşturuyor ve sizleri onların yaşamlarına, acılarına, kayıplarına, boyun eğişlerine ortak ediyor. Afganistan'da ( daha doğrusu şeriat hükümlerinin boy gösterdiği bir ülkede ) kadın olmanın daha çok ne olmadığını gözler önüne seren yapıtta günümüz dünyasında hala böyle şeylerin yaşanabileceğini düşünmek bile tüylerinizi ürpertiyor.

* yanlarında "mahrem" leri (yakın erkek akrabaları) olmadan evlerinden bir adım bile dışarıya çıkamayan kadınlar
* uluorta gülmenin yasaklandığı , uymayanın Taliban tarafından cezalandırıldığı dudaklar
* parmaklara oje sürmenin yasaklandığı , oje sürenin bir parmağının kesilmesi gibi bir uygulamayı barındıran yasalar
* "burka" ların arkasına gizlenmiş yürek dağlayan acılar
* serseri kurşunlar ve bombalarla sakat bırakılan halk
* farklı dinlere hoşgörünün gösterilmediği , farklı din mensuplarının açık alanlarda ibadetlerinin yasaklandığı bir zihniyet
* bir karış sakal bırakmanın zorunluluk olarak görüldüğü bir ülke
* kadınların okula gitmesini yasaklayan , eve hapseden bağnaz beyinler
* kadın hastanelerine narkoz bile gönderemeyen ,sivil toplum kuruluşlarının yardımlarını ya geri çeviren ya da gelen paraları sadece erkek aşevlerine yapdıran yobaz bir örgüt


Tüm bunlar sadece sayabildiğim birkaçı. Afganistan iç savaşı eşliğinde okuduğunuz kitap boğazınızda bir düğüm olarak yerleşecek ve belki de şu an bulunduğunuz konum için şükür etmeyi bileceksiniz.

Ayrıca kitabın sonunda yazar sonsözünde UNHCR ( The UN Refugee agency - Birleşmiş milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ) adlı insani yardım kuruluşunda çalışma fırsatı bulduğunu ekliyor ve ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış 20 milyon kişi için yardım amacı ile okuyuculara sesleniyor.


Ve www.aiddarfur.com sitesinden aldığım bir video ...



"They say the situation in Darfur is deteriorating. Let me translate:
People are dying." - Tony Bennett

İnsanlar ölüyor ve bizler haberleri izlemekten öte bir şeyler yapmalıyız diyor Tony Bennett ve yardımseveleri Unrefugee.org sitesinden yardım yapmaya davet ediyor.


www.Unrefugees.org sitesini ziyaret ederek sığınmacı halklar hakkında daha fazla bilgi edinebilir belki yardım elinizi uzatabilirsiniz.


Related Posts with Thumbnails

Ever FaLL in Love ???

MusicPlaylist

Hakkımda

Fotoğrafım
CherrybLossomgirL
aslında neşeli,bir o kadar da kırılgandır.tipik bir yengeç burcu özellikleri duygu dünyasının tam merkezinde yer almakla kalmaz çoğu zaman 9.8 şiddetinde deprem gibi vurur bu şahsi muhteremi.Belki de bu blogcuğun oluşma sebebi bu depremler ardındaki ardıl sarsıntılardır kim bilir?...Ha bu kız sadece duygusal mıdır? kesinlikle hayır.Hayalperesttir de.en çok da mutluluğu hayal etmeyi, mutluluk adına resimler çizmeyi sever düşler bahçesinde.Çoğu zaman çıkılmaz bu bahçenin arka kapılarında hayalkırıklığı ile de karşılaşsa da aramaktan yılmamıştır mutluluğu.sahi gerçekten mutluluk var mıdır?
Profilimin tamamını görüntüle

dikiz aynası

"bulut"um

Wordle: cherryblossomgirl